| |
Resim yapmak sanki kendimi açıklamak dürtüsünden. Bana resim yaptıran şey kendimle yüzleşmeye çabalamak, biriktirdiklerimin notunu almak, gerçeklikle oynamak sonra da bunları yüzeye geçirmek isteği... Resmim her zaman dış gerçekliği bozuyor, yüzeyi bölüyor, yeniden düzenliyor. Ortaya koyduğum, nesnel olanla çatışan kurgunun gerisinde kişisel tanıklığımın suretidir..
Cansen Ercan, 2009 |
|
... İnsanı resim yapmaya iten nedenler, yani önce ressamın kendisiyle girdiği hesaplaşma ve yüzleşme isteği, sonra bu yüzleşmeden doğanları biriktirme dürtüsü ve nihayet biriktirdiklerini gözler önüne serme, bir anlamda izlenme isteği; yaratma güdüsünü ayakta tutar. Ortaya konan sanatçının kendi içinde çıktığı yolculukta valizine koyduklarıdır... tanıklıklarıdır ve beraberindeki gizleridir.
Desen kendi başına bir “tamamlılık” olarak ele alındığında sanatçının en yalın ve taze, ellenmemiş yanıdır. Gündelik yaşamı içinde anlamını bulan subjektif damarıdır. Öznel olanın nesnel olanla çatışmasının sonucunda ortaya çıkan kurgunun gerisinde ressamın kişisel tanıklığı resmin inandırıcılığını omuzlar...
Cansen Ercan Kasım 2008 |
|
Tanıklıklar ve gizler...
Cansen Ercan’ın resim sergisini bir kaç kez gezdim. Sergi bizim mahallenin galerisinde, Harmony ‘de. Son olarak, Cumartesi günü, resimleri dolaşır ve sergi için yazmayı tasarladığım yazıya nasıl gireceğimi düşünürken, geçen ay burada olağanüstü bir sergi açan Cihat Aral’ın Cansen’e “Burhan’dan (Uygur) sonra gördüğüm en iyi pastel süren sensin” dediğini duyuyorum. İşte, diyorum içimden, yazıya buradan gir. Bu sözlerini yazıma aldığım için, Aral umarım bana kızmaz. Bir ustanın kendisinden genç bir ressam için yaptığı değerlendirmeyi atlayamazdım. Bana gelince, ben Cansen Ercan’ın resimlerine baktıkça ısınıyorum. Sanıyorum, baktıkça baktıkça, yumuşak renk geçişleri, birbirini itmeyen lekeler, resmin tümüne egemen olan dinginlik çekiyor beni...
Egemen Berköz Cumhuriyet 20 Kasım 2008 |
|
“Bir ressamın gözlemlerini biriktirme biçimi diğerlerinden farklıdır; ayıklayarak, ekleyerek, çoğaltarak, yeniden düzenleyerek biriktirir ve bir malzeme haline getirir. Bu birikim resimsel, plastik unsurların çevrelediği yüzey üzerinde resim halini alır. Bütün hesaplaşmam bahsettiğim bu resimsellik içinde ortaya koyduğum problemlerde ve o problemleri çözerken sunduğum önermelerdedir. Bu anlamda malzeme dile hizmet eder.
Resimsel kaygıların, plastik değerlerin, resmin kendi iç kriterlerinin dışında edebiyata, şiire temel oluşturabilecek unsurları benim işlerimde aramak yanlış olur. Resimlerimde kullandığım unsurların biri diğeri kadar önemlidir. Bazen odak bir peyzajda bir açık lekeye denk gelebilir. Resmin yüzey üzerindeki kurgusuna bağlı olarak yer değiştirebilir. Ben resmin her zaman bir matematiğinin olduğuna inandığım için, bu ağırlık noktalarının veya pozitif ve negatif alanların dağılımının - yüzey üzerine yerleştirilme dinamiğinin - o resmin matematiğine ait olduğunu düşünürüm.
Lekeci eğilimim ve sadeciliğimle “az” ile “çok” etkisi sağlamanın bir yolu olarak rengi grileştirmeyi kullanıyorum. Ancak, kullandığım gri renk skalası oldukça geniştir. Her rengin çok önemi var, şimdilik benim için grileştirilmişlerin daha çok.
Dünyanın artık deha çıkarmak becerisi kalmamıştır diye düşündüğüm için sanat tarihinin nirengilerini referans alarak ona eklemlenmeye çalışmak ve evrensel sanatsal değerlere sahip kişisellik önemli benim için. Çalışmayı, devamlılığı ve hızı da hep önemsedim. Abartmaktan, aşırı duyarlılıktan çekindim, yerine yalınlığı, yoğunluğu ve azlığı koydum.
Tercihim, izleyiciyle resmin kendi elemanları ve plastik değerler üzerinden ilişki kurulmasından yanadır.”
Cansen Ercan Nisan 2007 |
|
“Cansen Ercan ”resim” dediğimiz bir temel sanatın binlerce yıllık geçmişinden süzülerek gelen değerlerine sahip çıkan tavrıyla bizi inatla ve tekrar tekrar düşünerek ele aldığı her şeyin, her varlığın gizemli atmosferine sokuyor. Ucuz, sıradan göz avcılığına değer vermeden, yalın ve ödünsüz üslubu ve ustalığı ile izleyiciyi duraklatmayı biliyor.”
Turan Erol
Cumhuriyet Gazetesi
5 Mayıs 2006 |
|
“Cansen Ercan, öteden beri ilgimi çeken bir ressam. Çünkü o, resmin binlerce yıl geçip gitse de var olacak değerlerine (geleneksel desen ustalığına, renk duyarlığına, bu ikisinin sonsuz bileşimleriyle günümüze taşınılmış, taşırılmış dışavurum, anlatım gücüne) ısrarla, güzel bir inatla, inatla sahip çıkıyor. Aşkınlık da ısrar ve inat yolculuğu sonunda varılan bir menzil.
İnsan mı? Doğa mı? Ölüdoğa mı? Kent mi?... Cansen Ercan resminde o ısrarın bileşimleriyle, ressamın bilinciyle yeniden yaratılırken,izleyenleri kavrayıp bırakmayan bir duyarlıkla, hüzünle kuşatıyor. Bilincinizi de duyarlığınızı da yeniden üretmiş oluyor böylece. Cansen Ercan’ın resmi, ilk bakışta marifetler marifetler arz eden bir resim değil. Sakin, sessiz içten, alçakgönüllü bir resim. İşte ”baciyan-ı nakkaşan’dan” Cansen Ercan’ın marifetleri de burada; ürettim demeden üretmesi, yarattım demeden yaratmasında… Cansen Ercan bence dorukta bir bileşime ulaşmış.”
Hulki Aktunç
Cumhuriyet Gazetesi
19 Aralık 2005
|
|